Hangi parti iktidar gelirse gelsin muhalefetim sürer

 

16 Şubat’ta Devlet Tiyatroları’ndan emekli olacak Erdal Beşikçioğlu’ndan çarpıcı açıklamalar… ‘Woyzeck Masalı’nı sahneye koyan usta oyuncu, şunları söyledi:

 

 

- Neden bu oyunu seçtiniz?

Toplum baskısı, iktidar tarafından dikte edilir hale gelmiş durumda. Üç çocuk, kürtaj, kadın cinayetleri... Bunlar bireysel ya da toplumsal durumlar değil. Bir kışkırtmayla oluşan bir durum ki bu kışkırtmayı ateşleyeni de biliyoruz. Toplumun ahlak değerleri sorgulanmaya başladı. Bizimkisi, bu kuralları koyanların ne kadar ahlaklı olduklarını sorgulayan bir oyun. Bu bağlamda zamanlaması iyi. Toplum baskısı olduğu sürece bu hikâyeler hep yaşanacaktır.

- Özel tiyatroların baskı altında olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu mesleği seven insanlar, sahneye çıkmak için beş kuruş almadan bu sevdanın peşinde koşmaya devam edecek. Sen sahne yapmasan bile o, bu sevdanın peşinde koşar. Dünyanın her köşesi bir sahnedir. O sahneyi yarattığın sürece anlatacak bir hikâyen vardır. O hikâyeyi anlatmana kimse engel olamaz.

***

- Neden Devlet Tiyatroları’ndan emekli oluyorsunuz?

Bu kafanın, sanat üzerindeki kontrol mekanizmasının değişmesi gerekiyor. Ben DT’de oyun koymak istedim. Bana “Kostümler nasıl olacak” diye sordular. Ne ilgisi var şimdi? O kurumu yönetmeye hangi insan gelirse gelsin öyle bir endişeyle görevine devam edecekse orada hâlâ tiyatro yapmanın manası yok. Geçmiş günlerin hatırına emekliliğim gelene kadar ordayım. 16 Şubat’ta emekliyim.

Ben muhalif bir adamım. Hangi parti iktidar gelirse gelsin muhalefetim devam eder. Çünkü ben halkın tarafındayım. Halkla birlikte nefes alıyorum. Sanatçı dediğin halkla beraber doğru nefes alabilen insandır. Bugün AKP vardır, yarın CHP geldiğinde de bu eleştiriler devam edecektir. Bazı siyasi partiler bunun olgunluğunu taşır bazıları taşımaz. Bazılarıyla mücadele etmek zorunda kalırsınız, bazıları da yaptığınız eleştiriyi dinler.

Klasik düzende bir hikâye anlatmak değil bizim derdimiz. Seyirciye bir mesaj geçsin derdinde olmadık hiç. Amacımız olabildiğince çok insanı o oyunun içindeki ruh durumuna sokabilmek. Diyarbakır’da tiyatro yaptığım zaman bu yoldan gittik. Shakespeare oynadık. Macbeth oynadık. “Seyirci anlar mı” diye hiç düşünmedik. Biz bir dünya kurduk. Öykü anlatmak istedik; o öyküyü onlarla birlikte yaşamak istedik. Biz gittikten sonra tuhaf tuhaf oyunlar oynanmaya başladı. İnsanları güldürmek, sözü anlatmak üzerine oyunlar oynanmaya başladı. Gişe düştü. Karşı taraftaki insanı “Anlamaz bu tiyatroyu” diyerek yargılamamak lazım. Eskiden televizyon yoktu. Şimdi her üç saniyede bir değişen görüntüler, klipler var. İnsanlar bunların üzerinden hayatı anlamaya çalışıyorlar. (HÜRRİYET)

 
 
 
1 2 3